Böbrek Kanseri Epidemiyolojisi: 2022 Güncellemesi
Böbrek kanseri (BK), dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunudur ve en sık rastlanan ürolojik malignitelerden biridir. 2020 yılında dünya çapında yaklaşık 431.288 yeni böbrek kanseri vakası teşhis edilmiştir. Renal hücreli karsinom (RCC), tüm böbrek kanserlerinin %90’ından fazlasını oluşturur.
Böbrek kanserinin insidansı artmakta olup, ölüm oranları gelişmiş ülkelerde azalma eğilimindedir. Bu durum,
- Erken tanı oranlarının artması
- Görüntüleme tekniklerinin gelişmesi
- Etkili sistemik tedavilerin kullanıma girmesi ile ilişkilendirilmektedir.
Epidemiyoloji
Böbrek kanseri insidansı coğrafi bölgelere göre önemli farklılıklar gösterir. Avrupa ve Kuzey Amerika’da daha yüksek oranlar görülmektedir. Asya’da (özellikle Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerde) düşük insidansa rağmen toplam vaka sayısı yüksektir. Avustralya ve çevresinde böbrek kanseri insidansı ABD ve Avrupa’dan düşük, ancak küresel ortalamadan yüksektir.
Kıta | İnsidans (ASR/100.000) | Yıllık Yeni Vaka Sayısı |
---|---|---|
Kuzey Amerika | 13.3 | 97.100 |
Avrupa | 11.6 | 181.000 |
Okyanusya | 8.1 | 5.600 |
Güney Amerika | 4.8 | 22.300 |
Asya | 3.8 | 99.800 |
Afrika | 1.8 | 23.500 |
2020 yılında en yüksek böbrek kanseri insidansı olan ülkeler
- Litvanya (14.5/100.000)
- Çek Cumhuriyeti (14.42/100.000)
2020 yılında en düşük böbrek kanseri insidansı olan ülkeler
- Belize (0.26/100.000)
- Solomon Adaları (0.12/100.000)
Böbrek kanseri ölüm oranları gelişmiş ülkelerde azalma eğilimindedir. ABD’de, 1975 yılında 6.2/100.000 olan böbrek kanseri insidansı, 2018’de 13.3/100.000’e yükselirken, ölüm oranları 3.8’den 3.1’e gerilemiştir.
Yaş, Cinsiyet ve Etnik Dağılım
Böbrek kanseri insidansı yaşla birlikte artmaktadır. Ortalama teşhis yaşı coğrafi olarak farklılık gösterir:
- ABD’de 64 yaş
- İngiltere’de 74 yaş
- Çin ve İtalya’da 82 yaş
Böbrek kanserlerinin dünya genelinde en sık 65-74 yaş aralığında yakalanır. Böbrek kanserli hastaların %90’ ı 45 yaşının üzerindeki bireylerde ortaya çıkar. Erkeklerde, kadınlara oranla yaklaşık 2 kat daha fazla böbrek kanseri gelişme riski bulunmaktadır.
Etnik farklılıklar: ABD’de siyahi bireylerde böbrek kanseri insidansı beyazlara göre daha yüksek olmasına rağmen, mortalite oranları benzerdir.
Böbrek Kanseri Risk Faktörleri
Böbrek kanseri gelişiminde “hem genetik hem de çevresel faktörler” rol oynar. Çevresel risk faktörleri böbrek kanseri gelişiminde etkisi olduğu bilinen ve hastaların bunlara maruz kalması sonucu böbrek kanseri gelişim riskinin arttığı faktörlerdir.
Böbrek kanseri riskini %39 oranında arttırır. Bir birey ne kadar çok sigara içiyorsa veya sigara dumanına maruz kalıyorsa, böbrek kanseri riski o ölçüde artar.
- Obezite ve insülin direnci
Her 1 birim vücut kitle indeksi artışı, böbrek kanseri gelişme riskini %4 oranında artırır (VKI 25 üzeri değerlerde).
- Hipertansiyon
Hipertansiyon hastalarında böbrek kanseri riski %67 oranında artar.
Kan basıncındaki her 10 mmHg artış, böbrek kanseri riskini %10-22 artırır.
- Kronik böbrek hastalığı (KBH) ve son dönem böbrek yetmezliği
Böbrek kanseri gelişme riskini 2-3 kat artırır.
- Polikistik böbrek hastalığı
Böbrek kanseri gelişme riskini 4 kat artırır.
- Düşük fiziksel aktivite
Sedanter yaşam tarzı, böbrek kanseri gelişim riskini artırır.
Hafif düzeyde alkol tüketimi böbrek kanseri gelişme riskini %28 azaltabilir.
- Çevresel maruziyetler
Trikloretilen (TCE), perfloro-oktanik asit (PFOA), aristolochic asit gibi toksik maddelere uzun süreli maruziyet BK riskini artırır.
Trikloretilen nedir ve hangi sektörlerde kullanılır?
Trikloretilen (TCE), endüstride yaygın olarak kullanılan, tatlı kokulu, renksiz ve uçucu bir organoklorür bileşiğidir. Özellikle metallerin yağdan arındırılması ve temizlenmesinde etkili bir çözücü olarak tercih edilir. Metal Temizleyiciler ve Yağ Gidericiler; Boya Sökücüler ve Cila Çıkarıcılar; Yapıştırıcılar ve Leke Çıkarıcılar, kuru temizleme malzemelerinde bulunur.
Perfloro-oktanik asit (PFOA) nedir ve hangi sektörlerde kullanılır?
Bu kimyasallar, karbon-flor bağlarının gücü nedeniyle su, yağ ve ısıya karşı yüksek direnç gösterirler. Bu özellikleri sayesinde, çeşitli endüstriyel ve tüketici ürünlerinde yaygın olarak kullanılmışlardır. Teflon içeren yapışmaz pişirme kapları, su geçirmez kumaşlar, leke tutmaz halılar ve döşemeler, yangın söndürme köpükleri, fondöten, oje ve maskara gibi makyaj malzemelerinde bulunur. Özellikle yağ geçirmeyi engellemek için gıda ambalajlarının içi, fast food ambalajları bu madde ile kaplanır.
Aristolochic asit nedir ve hangi sektörlerde kullanılır?
Aristoloşik asit, Aristolochiaceae familyasına ait bitkilerde, özellikle Aristolochia ve Asarum cinslerinde bulunan doğal bir bileşiktir. Yıllar boyunca geleneksel tıp uygulamalarında; doğum sonrası plasentanın atılması, yılan ısırıkları, ödem ve bazı artrit türlerinin tedavisinde yararlanılmıştır. Ayrıca, bu bitkiler kontraseptif olarak da kullanılmıştır. Bu bitkilerin hem böbrek üzerine ciddi zararlı etkileri (nefrotoksik) hem de kanserojen özellikleri vardır. Avrupa ve Kanada yabani zencefili (Asarum canadense); adi lohusa otu, büyük yapraklı lohusa otu (Aristolochia macrophylla) ve parazit tedavisinde kullanılan Aristolochia bracteolata bu bitki grubuna örnek olarak verilebilir.
Genetik Faktörler ve Kalıtsal Böbrek Kanseri Sendromları
Böbrek kanseri gelişiminde genetik faktörler önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmalar, böbrek kanseri vakalarının %6-9’unun germline mutasyonlara sahip olabileceğini göstermektedir.
Germline mutasyon, yani germ hattı mutasyonu, üreme hücrelerinde (sperm veya yumurta) meydana gelen ve nesilden nesile aktarılabilen genetik değişikliklerdir. Bu tür mutasyonlar, ebeveynlerden çocuklara geçer ve çocuğun vücudundaki tüm hücrelerde bulunur.
Son dönemde yapılan araştırmalarda, özellikle BAP1 ve PBRM1 mutasyonlarının RCC gelişimi ve hastalık progresyonunda kritik rol oynadığı gösterilmiştir.
Kalıcı genetik sendromlarda hastalar yakın takip edilmeli ve erken yaşlardan itibaren renal tümör gelişimi açısından izlenmelidir.
Von Hippel-Lindau (VHL) sendromu, nadir görülen ve kalıtsal bir hastalıktır. Bu sendrom, vücudun çeşitli organlarında iyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign) tümörlerin gelişimine yol açar. VHL sendromu, VHL tümör baskılayıcı genindeki mutasyonlardan kaynaklanır ve aileden otozomal dominant bir şekilde kalıtılır. Hastaların %20 sinde hastalık ailede olmamasına rağmen çevresel faktörlere bağlı de nova mutasyonlarla oluşur.
Etkilenen Organlar ve Tümör Türleri:
- Göz: Retina hemangioblastomları (retinal anjiyomlar) gelişebilir, bu da görme kaybına neden olabilir.
- Beyin ve Omurilik: Hemangioblastomlar, özellikle beyincik (serebellum), beyin sapı ve omurilikte ortaya çıkabilir. Bu tümörler baş ağrısı, denge sorunları ve nörolojik belirtilere yol açabilir.
- Böbrekler: Böbrek hücreli karsinom riski artar.
- Pankreas: Pankreas kistleri veya nöroendokrin tümörler oluşabilir.
- Adrenal Bezler: Feokromositoma adı verilen tümörler gelişebilir, bu da yüksek tansiyon gibi belirtilere neden olabilir.
- Erkek Üreme Organları: Epididim kistleri veya tümörleri görülebilir.
VHL sendromunun kesin bir tedavisi yoktur; ancak tümörlerin erken tespiti ve yönetimi ile komplikasyonlar azaltılabilir. Cerrahi müdahale, radyoterapi ve yakın izlem gibi yöntemler kullanılır. Son zamanlarda, belzutifan adlı bir ilaç umut verici sonuçlar göstermiştir. Bu ilaç, tümör büyümesini engelleyerek hastaların yaşam kalitesini artırabilir.
Birt-Hogg-Dubé (BHD) sendromu, otozomal dominant geçiş gösteren nadir bir genetik hastalıktır, yani ebeveynlerden yalnızca biri hastaysa çocuğa geçiş riski %50’dir. Kromozom 17p11.2 de yer alan FLCN (folliculin) geninde oluşan mutasyon nedeniyle ortaya çıkar. Bu gen özellikle deri, böbrek ve akciğer dokularında önemli bir rol oynar.
Birt-Hogg-Dube Sendromu üç ana klinik tabloyla karakterizedir:
Deri Lezyonları:
- Yüz, boyun ve üst gövdede çok sayıda küçük benign tümörler (fibrofolikülomlar).
- Akrokordonlar (küçük deri çıkıntıları).
- Trikodiscomalar (saç foliküllerinden kaynaklanan benign tümörler).
Genellikle bu lezyonlar 20’li yaşlardan sonra başlar.
Akciğer Kistleri ve Spontan Pnömotoraks:
- Hastalarda akciğerde çok sayıda küçük, yuvarlak kistler bulunabilir.
- Tekrarlayan spontan pnömotoraks (akciğer zarının yırtılması ve akciğerin sönmesi) riski yüksektir.
Böbrek Tümörleri:
- Renal hücreli karsinom (özellikle kromofob ve hibrit onkositik tipler) sık görülür. Follukin genindeki mutasyon özellikle nefronda distal tubulus kaynaklı tümörlerin oluşmasına neden olur.
- Çok odaklı ve bilateral böbrek tümörleri sık izlenir.
- Böbrek kanseri gelişme riski yüksektir (hayat boyu risk yaklaşık %20-30 civarındadır).
Hastalığın bilinen kesin bir tedavisi yoktur; ancak komplikasyonlar tedavi edilebilir. Böbrek tümörleri için cerrahi (özellikle parsiyel nefrektomi) idealdir. Robotik cerrahiler ile en yüksek başarı oranı sağlanır.
Herediter Papiller Renal Kanser sendromu nadir görülen, kalıtsal, otozomal dominant geçişli bir genetik hastalıktır, yani ebeveynlerden yalnızca biri hastaysa çocuğa geçiş riski %50’dir. Temel olarak böbrekte çok sayıda papiller tip renal hücreli karsinom gelişimiyle karakterizedir.
7. kromozomun (7q31) lokusundaki MET proto-onkogeninde meydana gelen mutasyonlardan kaynaklanır. MET genindeki mutasyonlar sonucu, böbrek tübüllerinde hücre çoğalmasının kontrolü bozulur.
Bu sendroma sahip hastalarda, her iki böbrekte ve çok sayıda papiller renal hücreli karsinomlar görülür. Tipik olarak bu kanserler daha erken yaşlarda (genellikle 30-50 yaşları arasında) saptanır. Genellikle tek semptom böbrekte kitle gelişimi olup erken evrelerde belirgin semptom vermeyebilir; genellikle asemptomatik olarak ilerler. Bu hastalar iyi prognoza sahiptir.
Tedavide temel prensip, erken tanı ve böbrekteki kitlelerin cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Böbrek fonksiyonlarını korumak için parsiyel nefrektomi ön plandadır. Robotik veya laparoskopik cerrahi yöntemler, minimal invazif yaklaşımlarıyla tercih edilir.
Herediter Leiomyomatozis ve Renal Hücreli Kanser Sendromu (HLRCC), otozomal dominant geçiş gösteren nadir bir kalıtsal hastalıktır, yani ebeveynlerden yalnızca biri hastaysa çocuğa geçiş riski %50’dir. Bu sendromun temel özelliği; deri ve rahimde iyi huylu kas tümörleri (leiomyomlar) ile böbrekte oldukça agresif seyreden kötü huylu tümörlerin (renal hücreli karsinomlar) oluşmasıdır. Fumarat Hidraz (FH) genindeki mutasyondan kaynaklanır.
Herediter Leiomyomatozis ve Renal Hücreli Kanser Sendromu üç ana klinik tabloyla karakterizedir.
Deri Leiomyomları (Kutanöz Leiomyomlar): Ciltte küçük, kahverengimsi-pembe nodüller şeklinde görülür. Ağrılı veya hassas olabilir. Genellikle sırt, göğüs, kol ve bacaklarda yerleşir.
Rahim Leiomyomları (Uterin Leiomyomlar): Kadınlarda rahimde sıklıkla fibroid (myom) oluşur. Çok sayıda ve erken yaşta ortaya çıkar. Şiddetli ağrı, ağır kanama ve infertilite sorunlarına yol açabilir.
Renal Hücreli Karsinom: Tip 2 Papiller renal hücreli karsinom gelişir ve agresif seyreder. Böbrek kanserlerinin son patolojik sınıflamasında Papiller renal hücreli kanserler artık Tip 1 veya Tip 2 diye ayrılmamaktadır. Genç yaşlarda ortaya çıkar (ortalama tanı yaşı 30-40 yaş civarıdır). Metastaz yapma potansiyeli yüksek olduğundan erken tanı çok önemlidir.
Renal hücreli karsinom oldukça agresif olduğu için erken tanı ve takip çok önemlidir. Böbrek kanseri tespit edilirse mümkün olan en erken dönemde cerrahi müdahale gerekir: Parsiyel nefrektomi mümkünse tercih edilir. Robotik ve laparoskopik cerrahi yöntemler, minimal invazif ve hızlı iyileşme avantajlarıyla tercih edilir. Bu hastalarda kadınlarda jinekolojik takip şarttır.