
Böbrek Kanserinde 5 Yıllık Dönüm Noktası: Adjuvan Tedavide Altın Standart
Böbrek kanseri cerrahisi sonrası nüks riski taşıyan hastalarda uzun yıllar boyunca temel yaklaşım, ameliyat sonrası yakın takip ve “bekle-gör” stratejisi olmuştur. Ancak özellikle şeffaf hücreli böbrek hücreli karsinom (ccRCC) tanısı alan ve orta–yüksek risk grubunda yer alan hastalarda bu yaklaşımın yeterli olmadığı giderek daha net anlaşılmaktadır.
Amerikan Üroonkoloji Derneği’nin 2025 yılı kongresinde sunulan KEYNOTE-564 çalışmasının güncellenmiş analizleri, adjuvan (koruyucu) Pembrolizumab tedavisinin uzun dönem etkinliğini ve güvenliğini güçlü verilerle ortaya koyarak, böbrek kanseri yönetiminde önemli bir paradigma değişimini tescillemiştir.
KEYNOTE-564 Çalışmasının Gücü ve Kapsamı
KEYNOTE-564 çalışması, böbrek kanserinde adjuvan tedavi alanında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve klinik pratiği doğrudan etkileyen çalışmalardan biridir. Çalışmanın en dikkat çekici yönü, genel sağkalımı (OS) iyileştirdiğini net biçimde kanıtlayan ilk ve tek adjuvan tedaviyi ortaya koymuş olmasıdır.
Çalışmaya dahil edilen hasta grubu;
- Orta-yüksek riskli,
- Yüksek riskli,
- Metastazları cerrahi olarak tamamen çıkarılmış (M1 NED)
şeffaf hücreli böbrek kanseri hastalarından oluşmaktadır. Bu yönüyle çalışma, gerçek hayatta en zor karar verilen hasta popülasyonunu temsil etmektedir.
5 Yıllık Takipte Sağkalım Avantajı Netleşti
En az 5 yıllık takip süresi sonunda elde edilen güncel veriler, Pembrolizumab’ın sağladığı klinik faydanın geçici olmadığını, aksine kalıcı ve sürdürülebilir olduğunu göstermektedir.
Genel Sağkalım (OS)
Pembrolizumab alan hastalarda, plasebo grubuna kıyasla ölüm riski istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur. Bu sonuç, böbrek kanserinde cerrahi sonrası ilk kez bir adjuvan tedavinin yaşam süresini uzattığını açıkça ortaya koymaktadır.
Hastalıksız Sağkalım (DFS)
Tedavi, kanserin geri gelme veya metastaz yapma süresini belirgin biçimde uzatmıştır. Bu bulgu, özellikle erken dönemde nüks riski taşıyan hastalar açısından kritik öneme sahiptir.
Uzak Metastaz Kontrolü (DMFS)
Pembrolizumab, hastalığın uzak organlara yayılma riskini plaseboya kıyasla anlamlı ölçüde azaltmaya devam etmektedir. Bu durum, tedavinin yalnızca lokal kontrol değil, sistemik hastalık biyolojisi üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir.
Uzun Dönem Güvenlik Profili: Beklenenin Ötesinde Tutarlılık
Adjuvan tedavilerde en önemli endişelerden biri, uzun vadede ortaya çıkabilecek yan etkilerdir. KEYNOTE-564’ün güncellenmiş analizleri bu açıdan da güven verici sonuçlar sunmaktadır.
- Yeni bir ciddi yan etki sinyali saptanmamıştır.
- Üç yılı aşkın süredir tedaviye bağlı yeni ciddi toksisite bildirilmemiştir.
- Ciddi (Grade 3–4) yan etkiler Pembrolizumab grubunda %18,6 oranında görülmüş olup, tedaviye bağlı ölümcül bir yan etki (Grade 5) rapor edilmemiştir.
- Yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma oranları düşük seviyelerde kalmıştır.
Bu veriler, ilacın uzun dönem kullanımda yönetilebilir ve öngörülebilir bir güvenlik profiline sahip olduğunu göstermektedir.
Klinik Anlamı: ‘Cerrahi Yap ve Bekle’ Dönemi Kapandı mı?
KEYNOTE-564’ün 5 yıllık verileri, böbrek kanseri yönetiminde önemli bir dönüm noktasını işaret etmektedir. Yüksek riskli hastalar için yalnızca cerrahiyle yetinmenin yeterli olmadığı artık güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenmektedir.
Bu sonuçlarla birlikte:
- Pembrolizumab, yüksek riskli ccRCC hastaları için tartışmasız bir şekilde bakım standardı (Standard of Care) haline gelmiştir.
- Sağkalım avantajı, hastanın yaşı, tümör evresi veya diğer alt grup özelliklerinden bağımsız olarak tutarlı bulunmuştur.
- Tedavi kararları, yalnızca patoloji raporuna değil; nüks riski, biyolojik agresiflik ve hastaya özgü faktörler temelinde verilmelidir.
Genel Değerlendirme
KEYNOTE-564 çalışmasının güncellenmiş 5 yıllık sonuçları, böbrek kanserinde adjuvan tedavinin yerini net biçimde tanımlamıştır. Cerrahi sonrası nüks riski yüksek olan hastalarda Pembrolizumab, yalnızca hastalıksız sağkalımı değil, genel sağkalımı da anlamlı şekilde artıran ilk ve tek tedavi olarak öne çıkmaktadır.
Bu veriler, böbrek kanseri tedavisinde daha proaktif, daha biyoloji odaklı ve daha kişiselleştirilmiş bir dönemin başladığını göstermektedir.



